Wednesday, April 8, 2015

it's the wine posting




100 salyangoz ve ben..
yagmurda..
bi onlar bi ben varim disarida..
90lar kulakta..

Monday, March 16, 2015

gulen adam



Amma bozulmustum cocukken Kemal Sunal'a 'Gulen Adam'i ilk izledigimde. Ismi gulen adam olup aslinda komedi olmayan bir film olamazdi.. hem de Kemal Sunal! Filmde guluyor, espriler de var ama dram bu, uzuluyoruz falan sonra sonunda agliyoruz nasil is.. sonradan anladik komedinin komurunu.
Bu kadar nasil isledi bilmiyorum, su 3 satirin amaci da suydu zaten, muzigi...
Hani hep yakalanmak istenen Hababam tonu, yavasi ayri hizlisi ayri yarattigi etki.
Bilmiyorum belki de calinmasi cok kolay geldigindendir o ara, ama, 10..20..30 yasinda da nerede bir klavye gorsem parmaklarimin gittigi ilk 3-5 melodiden biri oldu hep, hala da oyle..cok ilginc.
Benim hep caldigim 2. dakikadan sonrasi(ydi) hareketli hali, ama hep huzunlu..

Saturday, November 16, 2013

the way way back

Feel good movie arsivimize ekledik. Bazen içinde bulunduğun durumdan kötüsünü görüp şükretme, bazen iyisinin çok yakında olduğunu görme ve rahatlama, bazen birebir aynısı ve sırıtık şaşkınlık, bazen çok alakasız bir hikaye ama tanıdık yerler, ya da e şıkkı. Nedenlerinden çok nasıl hissettirdiğinin bir kez daha önemli olduğu, rahat, doğal, sıcak bir akış. Hiç ahım şahım bir senaryo değil aslında diyerek The Descendantsla Oscar kazanmış adamları bir batırayım ki hem yazmış hem yönetmişler, bir de üstüne az ama öz oynamışlar filmde. Sam Rockwell başta her rol cuk, Steve Carell'ı da ilk defa bu kadar itici görmek de cabası. Sıcacık, adeta youtubeda kedi videosu izler gibi.. şaka şaka, asla! :)
Güzel işte, beklenti yapmayın, izleyin.
Bon appetit! Yok yok Gesundheit.. yok o da değildi Javier Bardem.. bu da olmadı. Hah Karpal Tünel! Yani anı yaşayın, karpal anı demek, tünel yaşayın latincede!
:P
 

Wednesday, February 13, 2013

mavi kelebek

photo by karltaylor















Şarkı aşağıda doya doya dinlensin diye..
Hikayesi.. eh o bana kalsın,  zaten tarihi değiştiriyorum ben.. ;')

Göksel, araya bir kaç plak cızırtısı eklesek hiç sırıtmayacak o döneme ait sesiyle şu aralar Kemal Tahir'in Esir Şehir üçlemesinin üçüncüsü Yol Ayrımı'nın dizi versiyonunda boy,endam ve sesiyle yer alıyor. Hiç izlemedim bilemiyorum nasıl yansımış roman, özellikle du dönemde. Bildiğim Esir Şehrin İnsanları yani ilk kitap tam on sene once yine Trt için diziye uyarlandığında her bölüm tüyleri diken diken etmeye yetmişti, Cumhuriyet öncesi dönemi, isimsiz kahramanların yaptıkları, hissettirdikleri ve önemli oyuncu kadrosuyla. Fiziksel olarak cd, dvd bulmak pek mümkün gözükmese de nette çeşitli platformlarda hala bulunabiliyorken kesinlikle izlenmesi gereken bir seri, 5 bölümdü hatırladığım kadarıyla. Kitapları yarım bıraktırmıştı hatırlıyorum, sanırım o eksikliği de tamamlama vaktidir.

Şimdi tekrar şarkı götürsün uzaklara.. once Göksel sonra tabi ki İbrahim Özgür..

Thursday, February 7, 2013

the perks of being a wallflower





















5 sene olmus kitabı okuyalı. Teenage kitabı diye burun kıvırıp, sonra göz atarken elimden dusuremeyip bir solukta bitirmem daha dun gibi. Tabi ki kitap cok daha iyi, ha film de güzel her ne kadar bonkör olamasam da imdb abi gibi. Az verirler begenmem cok verirler begenmem, su sıra gecinemiyoruz sanki. Yine de kitaba en cok bu kadar yaklasılabilir sanırım, yazar da yönetmen de aynı olunca boyle bir sartlanma geliyor en azından, yok ama kitap daha bir sarıp sarmalıyor Charlie'yle geziyorsun oradasın ve yanlıs hatırlamıyorsam sevimsiz seyler yaptıgı zamanlar bile anlatım seklinden dolayı sempatik geliyordu kerata. Soundtrack tabi ki basarılı bu tarz filmlerde yanıltmayan türden. İki cümle icinden biri en bariz olanı digeri kisisel algıda smithscilik ;)

''We accept the love we think we deserve''

''I love the Smiths''

Yok artık Smiths nereye kadar :P

Tuesday, February 5, 2013

too heart



Bir kayIp ilani.

Sunday, February 3, 2013

liberal arts

Basyapit mi? Kesinlikle hayir. Oyle bir iddiasi var mi? Kesinlikle hayir.

Himym, htymp referansli josh radnor'i gorunce hemen indirilen (dvd, dvd, raftan indirilen dvd) :) ve en beklentisiz zamanda izlenen diger filmler gibi pisman etmeyen bir feel good movie ki aslinda hic de iyi hissettirmedigi zamanlar ve ic hesaplasmalara gebe bir potansiyele sahip kendisi. Yine nasil bir uzun cumleyle basladik hado bakalim. Aslinda yer yer klise, yer yer farkli veya zit dusunceler barindirmasina ragmen o dogal ve gercek halinden taviz vermedigi icin son zamanlarda izlenen cok daha iyi filmlere ragmen bu ice isliyor. Olsen ismini daha dogrusu soyadini gorunce bi irkilme yasansa da, aplalarinin kafada yarattigi izlenimi cok cabuk unutturuyor. Senaryo filmi izledikten sonra tekrar okunmali, akista kaybolan seyleri tekrar dusunmeli okuyup. Kampus ortami her zaman iyi hissettiriyor o kesin, icindeyken de izlerken de. Hele bir Kafe-kutuphanemsi var ki disarisi yemyesil, beyaz cerceveli kocaman pencereler ve pofuduk koltuklar.. Bir tane acicam onlardan! :) Konuyla ilgili tek bir ipucu vermedigimiz, spoilerden odumuzun koptugu bir ufacik yazi oldu yine. Imdb'nin 6 serisine ait bir guzellik daha, niceleri Iyi hissettirdi, gelenek devam ediyor.. Hem de boktan hissederken bu kadar.

Bok demeseydik iyiydi, Boyle baglamasaydik.

 

Thursday, August 9, 2012

cphsto


















Pek yakinda | instagram degil alin teri :P reca ederim kapatalim bu bahsi..
O gunlerde en cok calan ve eglendikleri birkac parca tabi ki bununla birlikte bu ve de eglencelik bu :)
Ya da en iyisi siz alin bunu kahvenin yanina gece gece mis..

Thursday, April 19, 2012

legend... wait for it














...ary!

Sene 1989, yine felaket icmisim... Yok yok bu o hikayelerden degil zira 10 numara cocuğum daha o zamanlar! Bir tavşan dişliye aşığız, seviyoruz... Hatta musamerelerden birinde -hani tiyatro demedim musamere dedim ki cook eski bir hikaye anlatıyorum ya :)- o tavşan ben köpek olmuştum ki pek manidar geliyor su an ama o zamanlar lugatimiza girmemiş köpük olmak falan, gayet tatlı iki hayvan ve başrol hatta..
Neyse ben o sıralar Sam mi (hayat agaci) tavşan mı karar vermeye çalışıyorum, topac Kyle uzun lüle saclariyla bir adım onde, hadi onu geçtim Sam'in bacağına falan geliyorum.. Bu ask olmaz deyip yaşı yaşıma sınıfı sınıfıma uygun tavşanda karar kılıyorum. O sıralarda televizyonda diskoda moonwalking yapan heyecanlı bir arkadas söylediği sarkiyla zaten o sıra kısıtlı olan repertuarımıza giriş yapar.. Zaten bir bu bir de sealed with a kiss var jason donovan o zamanlar. Aklimda kalan kare hala çok canlı olarak, okuldan eve gelip çantayı atıp, kravatı gevşetip (evet ilkokul 4te kravat) yatağa atlar, gözlerimi tavana diker arada da camdan gökyüzüne bakıp baslardim söylemeye...
Bir effsaneyydii effsaneyydii..
Nedir bu tavşanlardan çektiğim yirmi sene sonra iki ş ile eşşek kadar olsam da...

P.S. Şarkının on sene sonra çekilen ikinci klibine yapılan bir yorum: "Hiçbir BMW bir Mercedes'i geçemez" !?
Allah kimseyi oksijensiz bırakmasın, ola ki bıraktı kendine yakın internete uzak tutsun..
Neyse ne dıyorduk biz.. Gozlerinde bulusup ellerine dokunmak..

P.S.2 Belki ikiyüz şarkı var hikayesi olan ama sabah buna denk geldik iste..


V01  V02


- Posted using BlogPress from my iPhone

Wednesday, March 14, 2012

masal















Bir varmış, bir yokmuş.. evvel zaman içinde, kalbur saman içinde.. develerle pirelerin meslek paylaşımı yapabildiği bir dünyada yaşar iken..tıngırken ve de mıngırken..
Fon müziği







İlk olarak ana-baba ocağında amatör bir ruh ile ya da gün içerisinde harcanan enerjiye rağmen hala ayakta gözleri faltaşı gibi açık eşek sıpalarını uyutma amacıyla başlanan bir serüven.. sonra imdada yetişen Uykudan Önce Adiloş ve artık Adile'nin kadrolu kuzucuklarına katılmanın verdiğı gururla atılan adımlar, hem de adını söylemiş söylememiş farketmeden aynı heyecanla her akşam.. derken kimi hala saklanan masal kitapları, commodore 64 deki hunchback ve üst versiyon marioyla devam eden kurtarıcı prens havaları, sonrasında yerini alan filmler vee yaş haddinden emekli olmak bu dünyadan 'çocuk muyum ben yaa' şeklinde agzı bükerek, ya da öyle sanmak o an için..

Bir masal dinledim hayatım değişti...

Muazzam cümle.. var mıdır böyle bir cümleyi kurmuş olabilen? Gerçekten.. hani film, kitap tamam sürekli söylenen klişe ama ya masal? Varsa eğer ya çocuktur, değil yetişkinse de çocukluk yapıyordur ve fazla hayalperesttir herhalde. Yine de bu kadar iddialı bir cümleyi kurup arkasında duracak kadar deli olabilmek muhteşem bir hayat hikayesi vadediyor başlı başına.

Hadise çok derin ve kapsamlı, evrensel de bir durum olduğundan araştırma yazısı değil amaç tabi yoksa sırf referansları sayfalarca tutar. Kendi Dede Korkut'umuzdan girip Andersen'e, La Fontaine'e ve çocukken karşılaşılabilecek, eğlendirici ve ilginç kelimelerden biri olan 'fabl' a(10 kere hızla de bakiyim fabl.. çook zor) ve akla gelen gelmeyen deniz deryaya sahip bir konudur kendisi.
Yine de karakteristiğine bakıldığında wiki ve benzeri kaynaklar şöyle buyurur ki: olağanüstü konular, gerçeküstü kahramanlar, tekerlemeler, ejderhalar periler devler ve sonunda da hep iyilerin kazandığı.. işte burada vurur, hani ejderha falan olabilir normal Daenerys Targaryen diyorsa hele ama hep iyiler kazanır mı yahu pehhh!
Bir de bu kadar pozitif bir kelime ve içeriği nasıl kullanıyoruz günlük hayatta; 'Bana masal anlatma', 'Biz bu masalları çok duyduk' vb. türünde yalan ile direk eş anlam yükleyerek.. hakkaten eskiden mi çok yeşildik büyüdükçe o kadar mı kirlendi dünya hesap ver turna!

Eskiler yine de çok uzak değildi sanırım, masallara, yeşilçam devam ediyordu eşlik ediyordu gençlik yıllarında.. ne demiştik olağanüstü konular, gerçeküstü kahramanlar ve hep kazanan iyiler.. Biz daha az şanslı olan kuşak ise tam o ergen evrede direk gerçekler vurmadan Fiko'dan bir masal anlatmasını isteyerek savdık. Beklenen oldu tabi.. hayat oldu, sonrasında kendi hikayesini kitaplardan okuyan kurbaaalar..pek azı öpüldü, çoğunluğu hayat devam ediyor öpmeye.. 



















Big Fish,Amelie gibiler yetişiyor da imdada arada modern dünya masalıdır diyerek geri çevirmiyor, bastırıyoruz iştahımızı. Şu sıra bir de 'Once Upon a Time' var, kaydedip aynı pazar sabahları Gummi Bears a.k.a Süper Ayıcıklar'ı izlediğim gibi oturup izliyorum keyifli oluyor, koparmamak lazım bağı o dünyayla nemelazım insanın karşısına ne zaman şato çıkacağı belli mi olur ne yapılacağını bilmek lazım ;)

Gökten elmaları düşürmeden bir kaç kuple şarkı, masal demişken..

Hem ne demişler masal, insanı insana ejderhayla anlatma sanatı :P tmm sustum!

Hadi şimdi hep beraber.. live happily ever after!

masal yasar:.     .:sertab masal      :.mfo masal     
masal yt.:     ::nil masal      masal ca::

adile
barış

Tuesday, March 6, 2012

once... again















This time musical..
Opening: gecen sene bu zamanlar karlar altındayken ben.. 
First Listen: Original Cast Recording
Broadway

Thursday, December 15, 2011

semper fi










in vw camper t1 we trust..
lego | video

Tuesday, October 11, 2011

when I'm feeling blue


New Girl basladi ne de guzel oldu, her hafta Zooey'yi gormek.. Gecen hafta ucuncu bolum vardi ve sonundaki dans sahnesi 1 dakika 30 saniye her ani sahane! Sarkiyi dinlemeyeli yillar olmus ve Phil Collins'i, bu sekilde karsilasmak isin icinde Jess olunca tum gece mirildanma ile sonuclandi ;)



Daha da orjinali :) The Mindbenders

Tuesday, September 20, 2011

gecen haftadan notlar

Insanlik icin kucuk benim icin ise keyif dunyam icin buyuk onemli kayiplarin oldugu bir hafta..
















Entourage bitti! Hala saka gibi ama gercekten bitti her ne kadar ufukta bir film ve olasi bir Ari Gold projesi gozuksede.. Benim icin Istanbul'da baslayan ve sonra gang ile ayni sehirde devam eden, La'e gitme nedenim :)) hatta gidince entourage gercekmis olm diye arkadaslarimi kiskandirdigim.. :)) saka saka, ve yine burada biten.. Sirf bolum sonu credits sarkilari bile muazzam olan, her ne kadar tum karakterler sevilse de Ari, Drama ve Lloyd'un oldugu sahneler ve repliklerin benzersiz oldugu muhtesem dizi.. bitti. Tam anlamiyla end of an era... yine de Drama ne demisti, Victory!!













Borders Kapaniyor! Amerika'da bulundugum sure icerisinde en keyifli zamanlarimi gecirdigim, zaman zaman uzak kaldigim bazi degerleri tekrardan hatirlatan ve zevk almami saglayan meditasyon merkezim. Bir Border subesi yaninda olmak ve gunun maksimum verim ve mutlulukla gecmesi ayni anlara denk gelirdi. Tamam Barnes&Noble ve hatta cok caresiz zamanlarda Hastings de imdada yetisti ama yerini alamamislardi. Uzuldum vesselam...

Bir digeri hakkinda uzun konusmayacagim veya analiz yok ama Liverpool'umun dustugu durumlar.. Tabi ki ynwa ama not like this yahu!

Neyse allah baska dert vermesin diyor, dunku Emmys ya da Modern Family Awards ile yuzumuzu gulduren basta Amy Poehler olmak uzere tum camiaya ve akademiye tesekkurlerimizi iletiyoruz.

Friday, September 9, 2011

95>488

sometimes even feelings don't change...

-dag basi mi burasi? -degil mi sanki?














26.Kez de olsa bu aksamin en guzel karari..
dag basi mi burasi?

Sunday, September 4, 2011

norwegian wood











Haruki Murakami'nin 1987 tarihli romani Norwegian Wood ve bu kitapla Japonya'da bir anda unleniyor kendisi. 2000 yilinda ise Ingiltere ve Amerika'da ve tabi sonra dunyaya yayilan gercek anlamdaki ingilizce cevirisi cikiyor. Toru Watanabe 37 yasinda 747'nin koltugunda otururken bir anda calan Beatles - Norwegian Wood onu ta gerilere 1960'lara goturuyor. En yakin arkadaslari Kizuki'nin olumu ve Toru'nun Naoko ile baslayan hikayesi ve sonra buna dahil olan Midori ve diger karakterler. Universite yillari, Tokyo, 60 lar, iliskiler, kayiplar, kimlik arayislari, cinsellik, akli evvel durumlar ve Murakami dunyasinin icinde kaybolus. Benim okudugum Jay Rubin cevirisiydi ki kesinlikle cok basarili, hatta bir kac yerde Murakami'nin kendi cevirdigine dair birseyler okumus ve inanmistim da. Spoiler vermiyorum tabi fakat sunu soylemekte sakinca yok kitabin sonu zaten cok acik, yani pek cok senaryo ihtimalinde bitiyor ki zaten o sondan ziyade hakikaten o meshur 'journey' basli basina guzel olan, o anlatimla hikayelerin, mekanlarin ve olaylarin grafige bu kadar guzel dokulmesi zaten kitap bitmesin dedirtiyor. Her okunusta zirvede birakip bir sonrakine previously on NW seklinde dizi havasi veresi geliyor insanin :) Diger Murakami kitaplarindan ayrildigi ve daha ayaklari yere bastigi soylenmis, tasidigi gerceklikten oturu hatta otobiyografi iddialari yapilmis fakat Murakami bunu yalanlayip genclik yillarinin Toru'nunkine oranla cok daha tekduze ve sikici oldugunu ifade etmistir.

Tabi ki sinema camiasi bos durmamis ve boyle bir eseri kendi dillerinde yorumlamak istemislerdir. Yine tabi ki pek cok kitap gaziyla yapilan filme olan olmus ve elde kalan bir avuc hayal kirikligi olmustur. Gectigimiz gunlerde Turkiye'de de 'Imkansizin Sarkisi' adiyla gosterime girmistir (Kitap da bu ismi tasiyor Turkce cevirisinde). Nerden baslasam elimde kaliyor, yani zaten normalde hikayeyi Toru anlatiyor kitapta, tum deneyimleri, duygulari, bunalimlari ve gelisimi hep ilk agizdan dolayisiyla neyi, neden, nasil ve hangi kosullarda yaptigini birebir gozlemliyorsunuz. Filmde tek kelime yok buna dair, yani adam ortalikta dolasiyor, birileriyle oluyor ve tek kelime etmeden nedeni niyesi yok. Bu basli basina bitiriyor filmi zaten, ustune karakterlerde alt-ust yapi falan hak getire. Toru filmde uyuz bir tip olmus cikmis halbuki kitapta gayet (ne yaparsa yapsin) sevimli kerata, yakin hissettiriyor. Bu arada Toru'nun gerek sarkilar(record storeda calismasi etkisiyle de), gerek Amerikan edebiyati ile ilgili bilgisi ve genel olarak da ciddi bir Amerikan kulturune sahip olmasi ve orneklemeleri sayesinde bazen karakterleri gozunuzde canlandirirken insan cekik olduklarini unutup herhangi sokaktan karakterler olarak da dusunmeye baslayabiliyor. Ufacik spoiler - Misal Naoko'nun yattigi Sanatorium benim gozumde boyle beyazlar, deli modern odalar, muhtesem yesillik,doga falan cok farkli filmdekinden. -

Neticede bazi seyleri guzel birakmak gerekiyor, illa bundan ben de faydalanayim veya iyi niyetle de olsa buna bir de ben al atayim dememek gerekli sanirim. Sonra imkansizin filmi olup cikiveriyor.
Kitabi kesin okuyun, filme sakin gitmeyin hatta mumkunse izlemeyin de.

Sunday, August 14, 2011

na na na na

Uc farkli zaman dilimi, uc apayri sarki, ucunu de zevkle dinliyor(uz)duk...

Wednesday, August 3, 2011

d'oh!


Male version: She wants it too! Actually ‘No’ is ‘Yes’ so push!
Bknz: Tarik-Bubik or Alper-Ada.

Female version: He’s in to you! He did it on purpose just to make you jealous! He likes you! He’s in love with you!
- Totally!

Even animals learn from experience. We’re still Homer Simpson generation! Of course there’re exceptions but still.. so then, Bam! Pek sevgili idgie’nin de surekli kullandigi gibi, ve artik… perception is reality!

lutfen cocuklari pistten alalim


Yine uzuuun bir ara, ve bu sefer fitili atesleyen sinir bozan isyan icgudusu. Buyuk bolumunu malum ayriligin olusturdugu bu arada su ana kadar daha onemli,ilginc ve kayda deger anlar olsa da acilis bu ‘kutsal kurum’a denk geldi.

Bugune kadar pek cok yakin arkadasim da dahil olmak uzere hatiri sayilir orandaki tecrubemle ciddi bir nikah-dugun katilimcisi olarak takriben 10 senedir bu gorevimi idame ettirmekteyim, ozellikle son 5-6 yillik surecte en sade nikahindan en satafatli dugune kadar zengin bir icerige goz atma sansim oldu. Girisi cok uzatmadan son olarak burada uzum yemek amacimiz bagcilar benim kardesim :) o yuzden evli kardeslerim alinmasin, oturmus bu sisteme isyanimiz cok da fazla baska secenegi olmayan insanogluna degil.. en azindan direkt olarak degil :) Sonucta dillendirilecek cumleleri simdiden duyabiliyorum bekara hatun bosamaktan tut seni de gorucez arslanim tarzina kadar, ve burada tek siginagim ‘allahim bari bu laflari yedirtme’den oteye gidemez :)

Izdivac hadisesinin bu kadar sektorlesmesi gercekten can sikici. Tabi ki belli ritueller ve kliseler yapilmak zorunda, hele ki olay bir anlamda aileler evleniyor boyutunda vuku buluyorsa. O yuzden bu konuda cok da disaridan yasamadan yorum yapmak dogru degil belki ama olan biteni gormek ve anlamak icin de illa kendinin evlenmesine gerek yok, yakin-uzak cevrende bile gozlemleyip kavrayabilirsin durumu. Yine de savundugum sey ideal olana -en azindan kafamda- daha yakin. Su ana kadar carkin disina cikip da tum bu curcunayi elinin tersiyle iten arkadasim yok, kim bilir belki de gizli bir olusumun uyesi oluyorsundur teklif ettiginde veya evet dediginde ve kararlari artik sen alamiyorsundur sirket yapman gerekenleri soyluyor ve seni yonlendiriyordur, eger soylenenleri yapmazsan sevdiklerin tehlike altinda oluyorlardir bilmiyorum! ‘the company’ hesabi, “butun masalari dolasacaksiniz tamam mi hem de bizim istedigimiz sirayla yoksa kucuk kuzen berkay’i bir daha goremezsiniz!” ya da “fatih urek’in sarkisinda butun li li leri soyliyeceksiniz aksi takdirde salon takimina kayinvalideler karar verir!” veyahut “Su ana kadar kazandiginiz ve cok daha anlamli sekilde kullanacaginiz bizim belirleyecegimiz miktari soyledigimiz oranlarda kuyumcu, fotografci, kiyafetci, mekanci, cateringci, organizasyoncu, mobilyaci, cicekci, ulasimci, simitci, kahveci, gazozcuuu esnafa dagitacaksiniz yoksaaa bundan sonraki tum tatillere dort bir yaniniz ufak cocuklu ailelerle cevrili deniz otobusuyle gidip gelirsiniz!”
Tamam sonuncusu cok agir oldu, dusmana yapilmaz :)
Neticede cok uzatmayalim ama bencil olmanizin mazur gorulebilecegi ender gunlerden biri bu hayatta, herseyden once sizin mutlu mesut bahtiyar olmaniz gereken ve caniniz istedigi gibi sekil bulmasi gereken bir gun. Aylar oncesinden baslayan stres ve sikintili gunlerin sonucunda ne oldup bittigini anlayamadiginiz fakat deli yoruldugunuz Murphy kanunlarinin sonuna kadar gecerliligini korudugu bir gece. Katilana kalan ordovr tabaginin ertesi gune etkisi ve elde bir adet balmumu gelin ve damat fotografi, terli kisimda patlamis flas ve gecenin bitmesinden saatler sonra cozulen yarim ay siritis.
Bu mudur? Budur!
Olacak o kadar jenerigiyle bitirelim “arada bir dilimiz surcer ise affola, tutmasini biliriz de kemigi yok bunun..”

Bekar ;)